Şahmarandaki Kadın Kim?
Kayseri’nin sokaklarında yürürken, bazen sabahları öyle bir hisse kapılırım ki, sanki şehri tüm geçmişiyle birlikte bir film gibi izliyorum. O kadar eski ve derin, o kadar farklı katmanları var ki… Bu şehirde yürümek, her zaman geçmişin ve geleceğin birbirine dokunduğu bir yolculuktur. Ama bir gün, kaybolmuş bir öyküyü arayarak, bir kadının izinden gitmeye başladım. O kadının adı, Şahmaran’dı.
O Günün Sabahı: Merak ve İlk Adım
Sabah saat yedi civarıydı. Güneş, Kayseri’nin dağlarının ardında belirmeye başlamıştı, ama hava hala serindi. Ellerim cebimde, kulaklarımda müzikle yürürken, kafamda bir düşünce dönüp duruyordu: Şahmaran…
Çok eski zamanlarda, annem bana hep bir kadından bahsederdi. “Şahmaran,” derdi, “çok özel bir kadındır. Hem güzel, hem gizemli, hem de kadim bir bilge.” O zamanlar, annemin bu masalı anlatırkenki sesi bana güven verirdi. Ama büyüdükçe, Şahmaran’ı yalnızca masallarda değil, gerçek hayatta da aradım. Kendisini bir kadının yüzünde, bir yaprağın üzerinde, ya da yalnızca gece gökyüzünde hissediyordum.
O sabah, kaybolmuş bir kadının peşine düşme kararı aldım. Şahmaran’daki kadını, eski bir efsanenin ve geçmişin bu gizemli figürünü, kaybolan bir parçayı arıyordum. Ve fark ettim ki, belki de bu kadını bulmak için yola çıktığımda, aslında kendimi bulma yolculuğuna çıkmıştım.
Yolda Bir Karşılaşma: Aşk ve Korku
İlk başta, Şahmaran’ın kim olduğunu gerçekten anlamadım. Sadece bir kadındı o, efsanevi bir figür, herkesin tanıdığı, ama kimseye ait olmayan bir parça. Kayseri’nin o dar, taşlık sokaklarından birinde yürürken, önümde bir kadın belirdi. Onun yüzü, Şahmaran’ın betimlemeleriyle tam örtüşüyordu. Koyu siyah saçları, derin bakışları, ve o kaybolmuş hâli…
Kadın bana doğru yaklaşırken kalbim hızlandı. Bir şey vardı, bir bağlantı, bir şey bana onu hatırlatıyordu. Belki de ben onun, o da benim parçamızdı. Duygularım karıştı; ne heyecan ne de korku… Daha çok, bilinçaltımda bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his vardı. Kadın bana gülümsedi ama bir şeyler eksikti, bir şeyler, kelimelerle anlatılamayacak kadar derindi.
O an, Şahmaran’ın gerçekliğini sorgulamaya başladım. Efsaneyi ne kadar büyütsek de, bazen gerçekler daha basit ve daha derin olabilir. Belki de Şahmaran, aslında bir kadının içindeki gücü, bilgeliği, hatta karanlık tarafları simgeliyordu. Şahmaran bir kadındı, ama ben onu ararken kendi içimdeki kadını bulmuş olabilirdim.
Kaybolan Parça: Şahmaran ve Geçmiş
Birkaç gün sonra, o kadını tekrar gördüm. Bu kez, onu başka bir yerde, eski bir kütüphanede buldum. Kayseri’nin dar sokaklarında ilerlerken, kütüphanenin kapısını açtım ve içeri girdim. Sessizlik, beni aniden içine çekti. O kadar huzurluydum ki, sadece adımlarımın sesini duyuyordum. Ve işte, tam o an, bir köşede, eski kitapların arasında, yine o kadını gördüm. Gözleri bir yandan kitapları tarıyordu, bir yandan da zamanla dans ediyordu.
“Şahmaran?” diye sordum. O kadar doğal bir şekilde söyledim ki, kendi sesim bile bana yabancı geldi. Kadın başını kaldırdı, gülümsedi ve sadece “Evet,” dedi. Ama bu ‘evet’ çok derindi. Bir şey vardı, bilinçaltı bir şey… Ve ben bunu hissettim. Şahmaran, sadece bir kadın değil, zamanın, geçmişin ve geleceğin birleşimi gibiydi.
Kadın bana yaklaşırken, gözlerinde çok fazla şey vardı. Belki de yılların birikimi, belki de bilinçaltındaki kaybolan parçalardı. “Sen kimsin?” diye sordum. Ama soru, yanıt almak için değildi. Kendimi çözmeye çalışıyordum.
Kadın bana, “Ben her yerdeyim. Hep aradığın yerdesin aslında,” dedi. Bunu duyduğumda kalbim hızla çarptı. O an, Şahmaran’ın kim olduğunu anlamaya başlamıştım. O bir kadındı, ama aynı zamanda bir simgeydi. Geçmişin, kadınların, sevdanın ve kaybolan her şeyin bir arada olduğu bir varlık.
Şahmaran’ın Gerçekliği: Kadın ve Efsane
Şahmaran, bir kadından çok daha fazlasıdır. O, bir yansıma, bir hayaldir. Şahmaran, tıpkı hayat gibi, bazen kaybolur, bazen de bulduğunda her şey yerli yerine oturur. O kadını bulduğumda, aslında kendimi de buldum. Şahmaran, hem gerçek hem de efsanevi bir varlık olarak, insanların içindeki kaybolmuş parçaları, unutulmuş duyguları ve sessizce unutulan sevgileri simgeliyordu.
O kadınla son bir kez daha konuştuğumda, “Gerçek, biz neye inanıyorsak o olur,” dedi. Sözleri, içimde yankılandı. O an fark ettim ki, Şahmaran sadece bir kadın figürü değil, aynı zamanda bir dönüşümün ta kendisiydi. O kadının gözlerinde, kaybolmuş bir aşkın, bir özlemin izlerini gördüm.
Şahmaran’ı ararken, aslında kendi içimdeki kaybolan parçaları, kaybolmuş aşkları, kaybolmuş hayalleri buluyordum. Şahmaran, hem geçmişin hem de geleceğin birleşimiydi. O kadının gözlerinde, her şey mümkündü.
Sonuç: Kaybolan Parçaları Bulmak
Kayseri’nin sokaklarında yürürken, şimdi her şey farklı görünüyor. Şahmaran’ı, o kadını, aradım. Ama sonunda fark ettim ki, Şahmaran sadece bir efsane değil, aynı zamanda içimizde var olan her şeyin yansımasıydı. O kadının kim olduğunu bir anlamda bulmuş olsam da, Şahmaran’ı ararken aslında kendi içimdeki kaybolan parçayı bulmuş oldum. Belki de, her birimiz birer Şahmaran’ız; kaybolmuş ama hep aranan, her zaman bir parçası eksik olan bir simge.
Bundan sonra, Kayseri’nin her sokağında yürürken, belki de Şahmaran’ı, kendi içimde bulmaya devam edeceğim.